Dinlemek / Yaşam Koçu Haluk Gültekin yazdı…

Sevgili Dostlar,

Bu hafta da yine hayatımızda çok fazla yer işgal eden bir konu üzerinde sohbet edeceğiz, konumuz birbirimizi dinliyor muyuz? Yoksa sadece duyuyor muyuz?

Milletçe sohbet etmeyi seven “muhabbetçi” bir milletiz. Ancak dinlemeyi çok azımız biliyor hissine kapılıyorum çoğu zaman. Belki de aslında sohbeti değil de anlatmayı seviyoruz daha çok. Oysa dinlemek için iki kulağımız gözlemlemek için iki gözümüz varken konuşmak için sadece bir ağzımız var ve biz bir konuşup iki dinleyip iki gözlemlemek yerine beş konuşup hiç dinlememeye ve hiç gözlemlememeye daha eğilimliyiz.

Birbirimizi beş farklı dinleme şekliyle dinliyoruz. Bunları sıraladıkça kendi yaşamışlıklarınız içinde pek çok örnek bulacağınıza eminim.

Birinci dinleme şeklimiz “Konuşmak için sıra bekleyen” dinleme şeklidir. Burada genellikle karşımızdakinin anlatmakta olduğu bizim ilgimizi çekmemiştir, buna karşılık asıl ilgilendiğimiz bizim ona anlatmak istediğimizdir ve bu yüzden onu dinlemeye devam etmek yerine sabırsızlıkla sözünün bitmesini bekleriz. Çoğu zaman da bizim anlatacağımız konunun onun anlattığıyla ilgisi yoktur. Karşımızdaki dün akşam katıldığı davet yemeğini anlatırken biz sadece yemek sözcüğünden yola çıkarak “yemek dedin de aklıma geldi ben askerdeyken bir gün” diye konuyu olmayacak bir alana çekeriz.

İkinci dinleme şeklimiz “kendi deneyimimizi paylaşmaya odaklı” dinleme şeklidir. Burada da yine karşımızdakinin anlatmakta olduğuna odaklanmayız ve sözünün bitmesini bekleriz. Asıl amacımız anlatılan konuyla ilgili kendi başımızdan geçmiş olanı anlatmaktır. Onun dün akşamki davetle ilgili sözü biter bitmez, hatta bazen bitmeden “O bir şey değil asıl benim geçen yıl katıldığım bir davette neler yaşadığımı bir bilsen” diye gireriz söze.

Üçüncü dinleme şeklimiz “akıl vermek üzere” dinleme şeklidir. Burada nihayet karşımızdakinin anlattığı olayı dinleriz ama asıl amacımız ne kadar bilgili, tecrübeli ve becerikli olduğumuzu karşımızdakine veya etrafımızdakiler gösterebilmek olduğu için bulabildiğimiz her fırsat ve boşlukta (hatta bazen nefes aralığında) söze girip “iyi yapmışsın veya iyi demişsin ama ben olsaydım” diye başlarız akıl vermeye.

Dördüncü dinleme şeklimiz “can kulağıyla dinleyen ve soru sorarak daha da fazlasını anlattıran” dinleme şeklidir ki anlatıcıyı en fazla tatmin ve teşvik eden dinleme tarzı budur. Hepimiz gayet iyi biliriz ki karşımızdaki kişi anlattığı konuyu ya kısmen unuttuğu ya da bizi sıkmak istemediği için olabileceğinden kısa hale getirebilir. Bu noktada bizim, konu geliştikçe soracağımız sorularla hem anlatıcı kendisine ve anlattığı konuya ilgi duyduğumuzu görerek mutlu olur ve daha kapsamlı anlatmaya yönelerek tatmin duygusu yaşar hem de konunun yarım kalarak daha sonraki günlerde tekrar tekrar gündeme gelmesi önlenmiş olur.

Beşinci dinleme şeklimiz ise “sezgisel” dinleme şeklidir. Bu genellikle karşımızdakinin anlatmadığı, bazen kendisinin bile tam olarak farkında olmayabileceği duygu ve düşünceleri sezmeye çalışarak yapılan ve bir anlamda sadece söylenenleri değil söylenmeyenleri de dinleme şeklidir. Kişi bazen yaptığı yanlış bir şey için özür olarak veya yapamadığı bir şey için mazeret olarak olduğundan farklı bir sebep anlatabilir, sezgisel dinleyen kişi altta yatan gerçek sebebi anlatılmamış olmasına rağmen algılayabilir. Bu dinleme şekline günlük yaşamda çok sık rastlanmasa da profesyonel anlamda Yaşam Koçluğunda devamlı kullanılan başarılı bir yöntemdir.

Yaşam ve İlişkiler Koçu Haluk Gültekin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir